AŞK'ın hiçbir sıfata tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk.
Ya tam ortasındasındır, merkezinde,
Ya da dışındasındır, hasretinde.
Dizeleriyle başlıyor "AŞK" kitabı, aşk'ın kitabı. "AŞK”I konuşacağız bir
dizi yazı boyunca. İlk önce kitabın elime geçiş hikâyesini ve bu ilginç denk
gelmeyi anlatmak istiyorum. Hayatta tesadüflere inanmadığımı defalarca
Paylaştım ve belki defalarca daha paylaşacağım sizlerle.
Kitabı duydum, kalbim hızlandı. Elif Şafak zaten çok sevdiğim bir yazarken bu
seferki kalp atışlarım bir başkaydı. Bu sefer bir başka hal vardı belli ki.
İstanbul'da gönlüne güvenim sonsuz olan bir arkadaşıma rica ettim kitabı
almasını. Ayşe kitabı almıştı. Kitabın içinde ayraçlar vardı. Her bir
ayraçta dünyadaki farklı dillerce aşk yazıyordu. Benim nasibime düşen
kitabın ayracında "EVÎN" yazıyordu. Ve tabii ki bu da tesadüf değildi.
Hakkari'de olduğum bir zamanda, kalbin bu sol alt köşesindeki gizemli
coğrafyada bulunduğum sırada elime geçen kitabın Aşk olması, içinden çıkan
ayraçta "Evîn" yazması tesadüf değildi.
Yirmi birinci yüzyıl, on üçüncü yüzyıldan o kadar da farklı değil aslında.
Her iki yüzyılın da kaydı şöyle düşülecek tarih kitaplarına: Eşi menendi
görülmemiş dini ihtilaflar, kültürel çatışmalar, önyargılar ve yanlış
anlamalar; her yere sirayet eden güvensizlik, belirsizlik, endişe ve şiddet;
bir de öteki'nden duyulan şartlanmış tedirginlik. Karışık zamanlar. Böylesi
zamanlarda aşk latif bir kelime değil, başlı başına bir pusuladır.
Evet içinde yaşadığım kentte bu pusulaya her yerdekinden daha çok ihtiyaç
var. İnsanlar öfkeli, insanlar kırgın, insanlar tedirgin. İnsanlar bir
olmanın huzuru yerine ayrılıkların karmaşasını yaşıyor her an ve her yerde.
Önyargılar geçilmez bir engel gibi duruyor. Sözler yetmiyor. Alt yazılarını
okumak gerekiyor. İmalar, simgeler, semboller vs. Kafam karışıyor. Beynimde
bir yoğunluk hissi. Beceremiyorum ben kime neyin söylenip
söylenemeyeceği oyununu oynamayı. Kafam karışıyor. Beynimde bir yoğunluk hissi. Gittikçe
ayrıştırılmaya, kavga ettirilmeye çalışılıyoruz neden? Bir kimlik kavgası
var. Oysa ne çok bir var bizi bağlayan. İnsan olma ortak paydası yetmiyor.
Yanlış anlıyoruz. "Beni anlamıyorlar" ithamı "ben anlatamıyorum" gerçeğine
hep tercih ediliyor. Güvenmiyoruz, kafada binbir tilki dolaşıyor.
Şartlanmışlıklarımız samimiyete engel bir duvar gibi. Yoruluyorum.
Susuyorum. Her konuştuğumda olay çıkmasın diye. Kırılmayı tercih ediyorum
kırmamak için. Fakat bastırılan her duygunun bir gün öfke şeklinde ortaya
çıkacağı gerçeğiyle yaşamak zor geliyor. Patlamaya hazır bir bomba gibi
herkes. Bu an'a ait olmayan hesapların peşindeler sanki. Şimdi'nin
ıskalandığı zamanlardayız. İnsan nerde yaşar sahi? Bu coğrafyada sanki biraz
geçmişte yaşıyoruz. Eskinin görülmemiş hesabıyla diş bileyen insanların
kontrolsüz öfkesi ile gelecekten beklentisi olmayan genç yüreklerin sızısı
arasında kalmış durumdayım. SUSTUM. Çözümü "AŞK"ta buldum.
Meramınız aşk, aşkınız baki olsun.
...Biz dile söze bakmayız. Gönle hale bakarız,
...Edep bilenler başkadır,
…Canı ruhu yanmış âşıklar başka.
…Aşk şeriatı bütün dinlerden ayrıdır.
… Âşıkların şeriatı da Allah'tır, mezhebi de.
Mevlana Celaleddin Rumi
Mesnevi, cilt II, sayfa 133
****Koyu harfle yazılı yerler Elif Şafak' ın AŞK romanından alıntılanmıştır.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir